All posts by Ömer Asaf EROL

Öğretmen miyim ?

Ortaokuldaydım bilgisayara manyak gibi ilgisi olan, eve bilgisayar alındığında okuldan kaçıp eve gelen, her boş vaktinde bilgisayar başında geçiren bir öğrenciydim. Sanırım yeni teknoloji çağına az da olsa köşesinden ayak uyduruyordum, fakat gece gündüz bilgisayar başında oyun oynayanlardan değil aksine format atıp program yüklemenin yollarını deneyerek bulan, kendi başına yardım almadan yazılım dillerini öğrenmeye çalışan ve web sitesi kurmanın yollarını bulmaya çalışan biriydim. Okulda tiyatro, dinleti, tören gibi görevlerde kesinlikle görev alır, genellikle teknolojik bir görev olduğunda ilk akıllara gelen ben olurdum.

Teknolojiye olan ilgim yaz sezonlarında çalıştığım mahalle bakkalına barkod sistemi kurmamdan belli oluyordu.

8.Sınıf sene sonu yaklaşmıştı. Ortaokuldan mezun olacaktım. Sinop’un ortasında kervan dondurma vardır bilenler bilir, meşhurdur dondurması. Birgün tam oradan geçiyordum ablamın arkadaşlarından Trabzonda müzik öğretmenliği okuyan aynı zamanda Sinop güzel sanatlar lisesinden mezun olmuş Sevgi ablayı gördüm. Nereden aklıma geldi bilmiyorum ama görür görmez kendisine; “Haftaya güzel sanatlar lisesinin yetenek sınavları varmış beni çalıştırabilirmisin” diye sordum. Sağolsun kendisi hiç kırmadı direkt kabul etti. Bir haftalık bir çalıştırma sonucunda bana güzel sanatlar lisesini kazandırdı. Bu sayede müzik hayatımın ilk temelini atmış oldum. Herhangi bir sorgulama yapmadan ilerisini düşünmeden direkt gözüm kapalı olarak kendimi lise okuyorken buldum. Müziği çok seviyordum evet, ama bir sorun vardı tam anlamıyla mutlu değildim. Aynı zamanda başarı konusunda da bir yerden sonra tıkanıyordum.

            Lise hayatım boyunca müzik okuyor olsam da müzik dışında okuldaki bütün bilişim işleri ile ilgilenerek, konser veya tören olduğunda bu organizasyonlarda müzisyen olarak görev almak yerine, afiş ve programlarını hazırlayarak ortaokuldan gelen bilişim hastalığıma halen devam etmekteydim. Öyle ya da böyle zorda olsa öğretmenlerimin sitemleri ve “Sen yanlış bölümdesin gibi” yakınışları ile liseyi bitirdim.

            Lise sonrası yine hiç sorgulamadan okuduğum liseden kaynaklı müzik öğretmenliğine gitmem gerektiğini hiç sorgulamadan kendime inandırmış ve bunun için hocalarımdan özel ders alarak yetenek sınavlarına hazırlanmıştım.

            Açık söylemek gerekirse hiç beklemediğim bir şekilde (Hiç kimse beklemiyordu.) ilk denememde Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi Müzik Öğretmenliği bölümünün yetenek sınavlarını geçerek okumaya hak kazandım.

            Okula başladım ve üniversitede de yine okul dışında internet cafede çalışarak, yüzme hakemliği yaparak (Hakemliktede bilgisayar işlerindeyim) okuyordum. Okuldaki dersleri okul dışı bilişim işlerinden dolayı aksattığım için hocalarımdan sürekli tepki alıyor, okulda yine bir bilişim görevi olduğunda ilk akıllara gelen ben oluyordum. Okulun sonlarına yaklaşırken anlıyordum ki ben bilişim işlerinde çok daha mutluyum. Daha ilgili olduğum ve sonuna kadar bırakmadan yaptığım tek iş bu idi. Ve sonuç olarak zor da olsa köşeden dönerek üniversiteyi bitirdim. Artık öğretmendim. Yine sorgulamadan yapmam gereken iş belliydi; KPSS ye girmek ve atanmaktı.

            KPSS ye girdim ve atama olana kadar boştaydım. Çalışmadan durabilecek biri değildim. Ya Sinop’ta kalarak farklı sektörlerde çalışmam gerekiyordu. Ya da tek bir şansım vardı; Tekirdağ / Çorlu da iş kurmuş olan kuzenimin yanına çalışmaya gitmekti. Ani bir karar ile temmuzun ortasında çektim gittim Çorlu’ya. Sağolsun benim için abiden farksız olan kuzenim bana evini de işini de sonuna kadar açtı.

Artık beklediğim ve merak ettiğim sektördeydim. İnternet üzerinden satışı da bulunan geliştirilmeye açık bir firmada bilgi işlem birimine bakıyordum. Çok mutluydum, yeni iş ve beklediğim sektör olmasının vermiş olduğu sarhoşluk vardı üzerimde. Öğretmen ataması duyuruldu yeni işin vermiş olduğu sarhoşlukla onu bile reddetmiştim. Yep yeni, bir dolu fikire açık geliştirilmeye hazır bir firma olmasının mutluluğu çok ayrıydı. Aynı zamanda bu firmanın sahibinin kuzenimin olması beni çok daha mutlu ediyordu. Kendim için, ailemden biri için çalışmak daha güçlü hissetiriyordu.

            Günler günleri kovalıyor, yoğunluğun içinde boğulmuş şekilde hızlıca geçiyordu zaman. Yaptığım işten gerçekten büyük zevk alıyordum. İşim artık sevdiğim, ilgi duyduğum işti. Bilişim istikrarlı bir şekilde devam edebileceğim sanırım tek sektördü. Hemen hemen 1 yıl olmuştu devam ediyordum. Şirket için gereken iş yükünü yarıya düşürecek bilişim entegrasyon sistemini büyük bir yatırımı kuzenime kabul ettirerek 6 ayda kurmayı başardım. Benim için çok zor olsa da sağlam tecrübelerle işi tam anlamıyla bitirmiş olmak bana en büyük ödüldü. Çok yorulmuştum ama akşam eve yorgun gitmek bana büyük haz veriyordu.  KPSS sonuçları açıklandı ve atandığımı öğrendiğimde Çorlu dan ayrılmış memleketim Sinop’ta idim.

            Şırnak – Beytüşşebap’a atanmıştım. Hayatımın zorlu bir dönemi daha başlıyordu. Ne ile karşılacağımı bilmeden çıkmıştım bir yola. Beytüşşebap’ın detaylarını farklı bir yazımda sizlerle paylaşacağım.

            Hiç sorgulamadan okumak zorunda kaldığım ve sektör olarak sevsemde iş olarak yaptığımda mutlu olup olmayacağımı bilmediğim mesleğe başlamıştım.

            Yatılı bir okula atanmıştım. Gelir gelmez bir kaosun üzerine gelmiştim, okulda boş olan müdür yardımcısı görevlerine görevlendirilecek öğretmen aranıyordu. Sonuç olarak daha önce çalıştığım firmadan kalan ihale alım işleri ve muhasebe ile ilgili bildiklerime de güvenerek müdür yardımcılığını kabul ettim. Başladığımda çok zevkli gelmişti. İnsanlarla uğraşmak çok zordu ama eve yorgun dönmek çok güzeldi. Gece 11 lere kadar çalışıyor zevkle iş yapıyordum.

            Bir dönemi kapattıktan sonra çeşitli sıkıntılar ve bir takım anlaşmazlıklarından dolayı diğer müdür yardımcısı arkadaşım ile bırakmak zorunda kaldık.

            Gelelim ikinci döneme; hayatımın belkide en sıkılarak geçirdiğim dönemi diyebilirim. Profesyonel anlamda ilk öğretmenlik deneyimimi yaşıyordum. Belki acemiliğiminde vermiş olduğu durumdan kaynaklı çok zorlanıyordum. Ne yaptıysam ne kadar çabaladıysam bir türlü sevemedim. Nedendir bilmiyorum ama hiç mutlu olamadım. Kendimi işe yaramaz ve boş hissettim. Aslına bakarsak maddi anlamda da yoğunluk anlamında da çok daha iyi şartlardaydım. Yorulmadan eve gelebiliyordum. Ama işin özüne gelirsek ne olursa olsun milyarlarıda verseler bu iş benlik bir iş değildi. Eğer oldu da kurumlar arası geçişim söz konusu olsa saniye düşünmezdim sanırım.

            Öyle yada böyle bu dönemide bitirdim. Yeni planlar yapma konusunda fikirler üretmeye başlamıştım bile. Bulunduğum ilçede ailemden birine ticarethane açtırıp onunla ilgilenerek kendime yoğunluk yaratmak istemiştim ama farklı sebeplerden dolayı o da olmadı. Bu sene yeni bir okulda imza sorumluluğundan uzak bir şekilde sevdiğim bildiğim işi yapmak istedim o da bir yerlerde dayım olmadığı için olmadı.

            Velhasıl kelam kendi okuluma döndüğümde pekte hoş bir tablo ile karşılaşmamıştım. Okulumda dersim maaş karşılığını doldurmadığı için en az 3 okula daha gitmem gerekiyordu. Aynı zamanda kendi okulumda erkek öğretmen azlığından kaynaklı zorunlu belletmenlik görevide verilmesi çok yüksek ihtimaldi. Ben daha öğretmenliğe ısınamamışken birde bu durum çok can sıkıcıydı. Öyle oldu böyle oldu yine müdür yardımcılığı teklifi gelince bu durumu kabul etmeye karar verdim. Her ne kadar sonrasında sözlü olarak kabul edilen görevim yazılı olarak kabul edilmese de şimdilik yuvarlanıp gidiyorum bilmiyorum nereye kadar böyle gider ama yinede diyecek çok bir söz yok kokan balığın başları sağolsun…

Şimdi size soruyorum;

Beni öğretmen yaptığı için aileme mi kızmalı ? yoksa neden okuduğumu sorgulayamadığım için bana mı ?

Bilişim bölümü gibi farklı bölümleri kazanmak için bana gerektiği kadar matematiği, tarihi ve edebiyatı sevdiremeyen öğretmenlere mi kızmalı ? Yoksa müziğe başlamama sebep olan şans ve kadere mi ?

Sevdiğim büyük zevkle yaptığım iş için, sorgulamadan okuduğum meslekten vazgeçmeme mi kızmalı yoksa beni bu duruma sürükleyen devletin uyguladığı sınav sistemlerine mi kızmalı ?

Suçlu aradıktan sonra en kolay iştir birilerinin kaçırdığı keçilerden birini tutup günaha bağlamak …

Peki ya ben öğretmen miyim neyim ?

“Sözüm meclisten içeri …”         

“Niye öğretmen oldun olmasaydın o zaman kardeşim diyenleredir ”

İlk Günlerim

Merhabalar bugün benim doğum günüm (2 Ekim) ama ben bugün sizlere 15 ay önce yeniden doğan Ömer hakkında birşeyler anlatacağım.

İlk iki yazılarıma gelen beğeniler çok hoşuma gitti. Hiç beklemediğim tepkiler aldım ağlayan da oldu beğenmeyende oldu yinede hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim.

Ameliyattan sonra psikolojik olarak dağılmış durumdaydım, kendimi kesilmiş ve defolu gibi hissediyordum. Artık o büyük karar aşamasını geçmiş ve sabırsızlıkla olacakları bekliyordum. Ne olacağı hakkında hiçbir bilgim yoktu. Bir yanım korku bir yanımda merak içindeydi.  Her zamanki klasik prosedürler uygulanıyordu. Doktorum gereken bütün bilgilendirmeleri yaptı ve gerekli dökümanlar verildi. Hastanedeki 4 günümü doldurmuştum. Artık yolculuk vakti gelmişti. Ankarada bir iki gün dinlendikten sonra soluğu Sinop’ta aldım.

Tabi hemen adetler yerini bulacak koşa koşa herkes Ömer’e geçmiş olsuna gelecek, bütün merak ettikleri soruların cevaplarını alacak, kendi etraflarındaki obez insanlar ile karşılaştıracak, ve son olarak “Aman dikkat et tekrar alma sakın” gibi güzelliklerle dolu beni mutluluktan uçuracak temenniler ile evden ayrılacaklar.

Ameliyat sonrası beslenmemin ilk aşaması olan 15 günlük sadece sıvı tüketimi günlerimin 10.günüydü günler geçtikçe dahada bunalıyor herşey dahada üzerime geliyordu.  İnsanların sürekli “Geçmiş olsun” demesi, saçmasapan öğütler vermesi , arkadaşlarınızın sırf siz yiyemiyorsunuz diye sizi yemek planlanan ortamlara sizi çağırmaması , evde güzel yemekler yapıldığında “aman koku gitmesin” diye mutfak kapılarının kapanması vs. gibi bir sürü durumlarla karşılaşıyordum. Aynı zamanda halen bir obez olarak temmuz ayında sıcaktan ter su içerisinde kalarak evde sıcakla savaşıyordum.

Küçük sinir boşalmalarıda yaşamadım değil.  Bu süreçte bana destek olan ağlamalarıma şait olan Semra yengeme ve Caner dayıma çok teşekkür ederim.

Sonuç olarak öyle yada böyle en zor günlerim bu şekilde geçti. Sağlık açısından herhangi bir sorun (Ağrı – İstifra vs.) çok şükür yaşamadım. Bu durum kişiden kişiye değişiklik gösterebiliyor. Ameliyat sonrası etkilerin ameliyatı yapan doktorla bile ilgisi olabiliyor. Biraz zorlansamda doktorumun söylediklerinin dışına hiç çıkmadım. İtiraf etmeliyim benim için en zoru ; buz gibi bir bardak suyu dikerek hızlıca içememek olmuştu en az 3 ay boyunca dikkatli bir şekilde küçük yudumlarla içmeniz gerekiyor.

Ama bu yaşadıklarım için asla pişman değilim. Asla keşke olmasaydım demedim. Bu aşamada kendinizi telkinlemeniz çok önemli , sadece birazcık sabretmemiz gerekiyor. 3. aydan sonra gelen tepkiler ve aynada gördükleriniz sizi çok mutlu etmeye başlıyor işte o an anlıyorsunuz doğru adım attığınızı ve sonrası çok hızlı ilerliyor. Yaşayarak öğreniyorsunuz aslında mutlu yaşamanın ne demek olduğunu, hareket etmenin ne demek olduğunu en önemlisi ve güzelide şu; kendi kafamızda kurduğumuz diğer insanlarla olan sınıf farklılığı kendiliğinden ortadan kalkıyor.

Şimdi daha iyi anlayabiliyorum yaşadıklarımı. İyiki ağladım iyiki korktum iyiki kızdım …  Yaşadığım herşey bana iyi yada kötü birşeyler kattı. Ameliyat sonrası her geçen gün kendimi daha iyi tanıdım her geçen gün dahada tecrübelendim, belki zor bir seneydi ama sonundaki o başarıya ve hayata fazlasıyla değdi ve değiyor …

İyi kötü demeden yaşadıklarımı yazıyorum, çünkü olmayı düşünenler, yeni olanlar, veya hiç düşünmeyip ama düşünmesi gerekenlerin en kötü veya iyi neler ile karşılacaklarını bilmeleri gerektiğine inanıyorum. Umarım benim hayatıma dokunan güzel insanların yaptığı gibi bende yaşadıklarımdan yola çıkarak uzaklardaki benim gibi yeni hayata yolculuk etmek isteyenlere ışık olabilirim.

Okuduğunuz için teşekkürler …

Nasıl Karar Verdim ?

Bugün merak edenlere tüp mide ameliyatını olmaya nasıl karar verdiğimi anlatacağım.

            Liseye başladığımda 80 kiloydum. Koskoca Sinop güzel sanatlar lisesinde hafif kilolu olan sadece iki kişiydik, sevgili dostum seda ve ben. Lise hayatımız boyunca nasıl muhabbetlere tanık olduğumuzu, fiziksel olarak ne zorluklar çektiğimizi bir biz biliriz. Zayıflayanların şahane zayıflama yöntemlerini delice her fırsatta önermelerini mi anlatayım yoksa suratına açıkca “zayıfla artık” diyenleri mi ?

            Öyle yada böyle liseyi bitirdik. Geldik şu teyzelerin amcaların “Üniversiteli oldun artık kilo yakışmıyor zayıfla şöyle filinta gibi ol” demekten asla vazgeçmedikleri, okulda kilolu olarak etiketlendiğin ve birde şansına okuduğun okul bir yokuş üzerine kurulmuş ise; ter su içinde kalacağın günlere merhaba diyebilirsin.

            Üniversite ikinci sınıftaydım instagramda bir fotoğrafa denk geldim. O fotoğraftaki kişi benim lisedeki kilodaşım arkadaşım Seda’ydı. Benimde ilk kez duyduğum Tüp mide ameliyatını olmuştu. Seda’yı aradığımda sadece bir yakarış ve feryat duyuyordum “Ömer lütfen sende ol” “Gerçekten olmalısın istersen doktorumla görüştüreyim seni” gibi cümlelerdi duyduklarım. Böyle bir ameliyatı “hadi olayım” diyerek yaptıramazdım. Öncesini sonrasını hiç bilmiyordum. Seda ile görüşmemden sonra araştırmaya başladım ameliyatın en az 15 senelik bir tarihinin olduğunu ve öncelerinde ağır şeker ve mide hastalarına yapıldığını yeni yeni obezite sorunu olanlara yapıldığını öğrendim.

Tabi bende herkes gibi mide ameliyatlarında çıkan ölüm haberlerinden dolayı aynı zamanda medyada ünlülerinde bu konuda ne kadar sorun yaşadığını gördüğümden dolayı daha karar verme aşamasına girmeden ben olamam deyip kestirdim attım.Tabi araştırmayı da bırakmadım.

Tüp mide ameliyatını herhangi bir sebep ile gittiğim her doktora sordum ve gelen tepkiler genelde “Daha gençsin verirsin” “Ameliyata ne gerek var tut ağzını zayıflarsın” gibiydi.

2016 aralık gibiydi ben Tekirdağ’daydım özlem dolu bir telefon görüşmesi yapmıştım sadece o telefondaki iki doktor bana “Ömer’cim olmak istersen biz arkandayız” “Olmayı düşünürsen biz sana her türlü yardımcı oluruz randevu ayarlarız.” “Bu ameliyatı olanlar çok memnun bence sende düşünmelisin.” gibi güzel, candan yorumlarda aldım. Telefonda o güzel yorumları yapanlar çok sevdiğim Serkan abim ve Melike ablamdı.

Onlarında bu güzel destekleri ile ben ameliyata bir tık daha yaklaşmıştım aslında ama gözüm korkuyordu. Kafamdaki sorulara cevap bulamıyordum, kilodan hareket edemeyen ve ter içinde geçen günler beni dahada bunaltıyordu.

Koskoca 1 yıl Tekirdağ Çorlu’daki geçici iş hayatımı bitirip mayıs ayında Sinop’a gelmiştim. Atanıp atanmayacağını merakla bekleyen işsiz , evden çıkmayan bir tip olmuştum. Havalar sıcaklaştıkça benim için cehennem olacak yaz sezonunun başladığını hissedebiliyordum.

            28 Temmuz 2018 çarşamba günüydü. Evde sıcaktan bunalmış pencerenin dibinde biraz rüzgar gelsin diye yatıyordum. Annem facebookta bir fotoğraf görmüş onu anlatıyordu. “Saniye ablanı gördünmü bak ne kadar güzel olmuş” diye ballandıra ballandıra anlatıyordu. Saniye abla ailelerimizin eskiye dayanan dostluğunun olduğu şahsen çok tanımadığım ama bildiğim biriydi. Fotoğraflarına baktığımda gerçekten şahane değişimi farkettim. Saniye abla lise hayatım boyunca servis durağıma her gittiğimde sabah erkenden kalkar stada koşmaya giderdi. Yıllarca zayıflamak için neler yaptığını uzaktan izlemiş biri olarak bu ameliyata karar vermekte ne kadar haklı olduğunu anlamıştım.  Tabi bu ameliyatı olmamda en büyük emeklerden biri de yaklaşık 9 yıllık obez hayatım boyunca benimle başka konu konuşmayan sadece kilolarıma takılan canım babamındır.

            Ve ameliyat olmaya artık tık mık kalmamıştı. Annemden “Ömer sen de mi olsan ?” sorusuyla son damla da dolmuştu. Sarıldım telefona ve Serkan abim ve Melike ablam benim için kolları sıvadı. Adana’da beni ameliyata bekleyen bir hoca vardı işini en iyi şekilde yapan başarıdan başarıya koşan isim TUNA BİLECİK , 5 temmuzda dokundu bütün hayatıma ve geleceğime …

Şuan 125 kilo değil 68 kiloyum;

Bacak bacak üstüne atmak,

horlamadan uyumak,

arkadaşlarının kıyafetini giyebilmek,

terlemeden gezebilmek,

arabada arka koltuğa 4 kişi sığabilmek,

kırılacağından korkmadan masaların üstüne oturabilmek,

istediğin marka ve mağazadan kıyafet alabilmek,

kıyafet ve ayakkabılarını daha uzun süre giyebilmek,

arkadaşlarınla delice eğlendiğin günlerde gece aynı yatağa dostça sığabilmek,

uzun uzun yokuşları hiç yorulmadan çıkabilmek,

istediğin sporu yapabilme özgürlüğüne kavuşmak,

dans dersi alabilmek,

ve beğenilmek

Ne demek artık BİLİYOR VE YAŞIYORUM !!!

Ve hergün her saat her dakika o gün bu kararı vermeme sebep olanlara dua ediyorum. Allaha şükrediyorum.

“Daha gençsin kiloları verirsin” diyenlerinde haklılık payları olabilir ama geçen 9 yılımdan sonra bir 30 yıl daha geçirdikten sonra 50 yaşına geldiğimde zayıflamanın çokta bir anlamı kalmayacaktı.

İyi ki indirdim sırtımdaki 57 kiloluk çuvalı …

Yorumlarınızı ve sorularınızı alt kısıma yazabilirsiniz …

İlk Karar !

Merhabalar; yazdığım ilk yazıda sizler ile buluşmak çok değişik bir duygu !

Bugün tüp mideli olmaya ve yeni bir hayatın ilk adımını atmaya nasıl karar verdiğimi bütün detayları ile sizlere anlatacağım. Çok kolay olmadı tam 1.5 yıl da ancak karar verebildim.

Karar vermeden önce kafamdaki soruların bazıları ;

  1. Ya ölürsem !
  2. Kilo veremezsem !
  3. Tekrar daha çok kilo alırsam !
  4. Ameliyat Ücreti Ne kadar ?
  5. Bu ameliyatı kimler olabiliyor ?

Ameliyata karar verdikten tam 14 ay sonra 57 kg vermiş olarak sırasıyla bu beş sorumu sizler için cevaplandıracağım;

  1. Ya ölürsem !

Ölürmüyüm acaba?  Ya masa da kalırsam? Doktor hatasına kurban gidermiyim acaba ?  vs. sorular çok kafamda döndü. Tabiki ölüm takdir illahi ne zaman olacağını hiçbirimiz bilemeyiz, fakat hayatınızda bazı şeyleri köklü olarak değiştirmek istiyorsanız biraz cesur olmanız ve risk almanız gerekmektedir, sonunda zafer olan bir yolda gözünüzü karartmanız gerekiyor. Ki olduğumuz ameliyat ne bir beyin ameliyatı kadar ağır ve riskli nede bir bademcik ameliyatı kadar hafif ve kolay her ameliyatta olduğu gibi bu ameliyatta da her tür riskin olduğunu hatırlatmakta fayda var. Karar aşamasında doktor, hastane ve ameliyat zamanı gibi önemli faktörleride göz önünde bulundurmanız gerekmektedir. Ölüm riski konusuna dönersek internet üzerinden yaptığım araştırmalar sonucunda ve çevremdeki bir çok doktora sorduğum sorular sonucunda  tüp mide ameliyatı sırasında ölen hasta milyonda birmiş. Asıl önemli olan kısım bu ameliyatı başarılı bir şekilde olupta ameliyat sonrası doktorunun söylediklerine uyanların hiçte öldüğünü duymadım ve görmedim. Eğer doktorunuzun dediklerine uymuyorsanız ve düzenli olarak ilaçlarınızı kullanmıyorsanız vay halinize !!!

Bu soru ile ilgili daha detaylı bir araştırma yaparak ayrıca bir yazı olarak merak edenler için paylaşacağım.

  • Kilo Veremezsem !

Karar verme aşamasında çok olumsuz yorum duyacaksınız. “Şu arkadaşım olduydu ama hiç veremedi hatta daha fazla aldı” gibi saçma sapan sırf söylemek için söylenen sizin şevkinizi kırmaya yemin etmişler gibi söyleyip söyleyip duracaklar asla pes etmeyecekler, yenilmeyin sabredin sonunda kazanan siz olacaksınız.

            Bu cümleyi yazılarımda sürekli tekrarlayacağım “Ameliyattan sonra doktorun söylediklerini harfiyen uygulayanlar” asıl savaşı kazanacaklar ve sorunsuz olarak ilk süreci atlatanlardır. Eğer doktorun söylediklerini yapıyor beslenmenize dikkat ediyorsanız, ilk 6 ay verilen ilaç ve vitaminleri düzenli olarak doğru kullanıyorsanız üzerine birde sporunuzu eksik etmiyorsanız -dadundan yenmez- HARİKAYIZ !!! bundan sonra kilo vermeme gibi bir durumun zaten olamaz gerisini doktorunuza ve çıktığınız basküle bırakın …

            Tabiki istisnai durumlar olabilir her kişi ve her anatomi aynı değil doktorunuzun uyguladığı beslenme süreci aynı zamanda sağlık durumunuz ve yaşınız gibi etkenlerinde bu aşamada büyük etkisi olduğunu unutmayalım. Bazı kişiler ilk 3 ay da 30 kg kaybederken bazıları ise 10 kg kaybedebiliyor üzülecek veya kızacak hiçbir durum yok özel bir durumunuz yok ise sadece insan bünyesi arasındaki farklılıktan kaynaklı küçük zaman değişikliğidir.

–Er yada geç zafer bizim olacak, üzülme sabret … –

  • Tekrar daha çok kilo alırsam !

Ameliyattan sonraki ilk 1 yıl herkese göre farklı olsa bile tekrar kilo alma durumu pek mümkün değil, doktorunuzun söylediklerini harfiyen uyguladıysanız beslenmenize ve ilaç kullanımınıza dikkat ediyorsanız tekrar kilo almanız da mümkün değildir. 125 kilodan 68 kiloya inmiş biriyim operasyonun üzerinden 14 ay geçti, şuan istediğimi yiyebilir durumdayım fakat fazla miktarı hem midem hemde beynim gözüm kabul etmiyor koskoca 1 yıl boyunca dikkatli beslenen bir vücuttan 1 yıl geçtikten sonra tekrar 125 kilodaymış gibi bir tencere makarna yiyebilmesini beklemek doğru olmaz. Yani işin özü isteseniz bile zorlasanız bile tekrar eski kilonuza dönebilme ihtimaliniz çok düşük …

  • Ameliyat Ücreti Ne Kadar ?

Eee her güzel gülün bir dikeni olduğu gibi bu güzel operasyonunda bir bedeli var tabi.

Genel olarak özel hastanelerde fiyat ortalama 8.000 – 13.000 – 20.000 Türk Lirası gibi fiyatlar arası değişmekte hastane ve doktora göre değişiyor.

ÜCRETSİZ olabilirmiyim ?

Evet tabiki … Ben Adana Seyhan Uygulama Hastanesinde oldum ve devlet tarafından karşılanarak oldum. Özel hastanede yapılan bütün aşamaların aynısını devlette de yaparak aynı ameliyatı olabilirsiniz. Tabiki kullanılan cihaz ve ekipman kalitesi olarak aynı zamanda ilgi ve alaka olarak özel hastaneler daha iyi durumda ama ödeme gücünüz yok ise halen devlet hastanelerinde de yapılmakta. Özel hastanede en fazla 2 hafta içinde ameliyat olabiliyorken devlet hastanesinde prosedürler ve ameliyat öncesi kontroller 6 aylık bir zaman alabiliyor.

  • Bu Ameliyatı Kimler Olabiliyor ?

Tüp mide ameliyatını aslında isteyen herkes olabilir fakat eğer boy ve kilo endeksiniz

YÜKSEK OBEZİTE uyarısı vermiyor ise aynı zamanda gittiğiniz hastanedeki ameliyat olmanıza karar verecek olan doktor heyeti sizi ameliyata uygun görmüyorsa; özel hastanede estetik ameliyatı adı altında bu ameliyatı olmanız mümkün. Devlet hastanesinde ücretsiz olarak olmak istiyorsanız eğer boy kilo endeksinizin yüksek obezite çıkması gerekmektedir. Aynı zamanda sadece o yeterli olmayıp (Dahiliye – Üroloji – Nöroloji – Psikiyatri – KBB – Anestezi – Endokronoli vs.) doktorlarından oluşan bir heyetin sizi tek tek muayene ederek bu ameliyatı olmanıza onay vermesi gerekmektedir. 

Okuduğunuz için teşekkürler …