Öğretmen miyim ?

Ortaokuldaydım bilgisayara manyak gibi ilgisi olan, eve bilgisayar alındığında okuldan kaçıp eve gelen, her boş vaktinde bilgisayar başında geçiren bir öğrenciydim. Sanırım yeni teknoloji çağına az da olsa köşesinden ayak uyduruyordum, fakat gece gündüz bilgisayar başında oyun oynayanlardan değil aksine format atıp program yüklemenin yollarını deneyerek bulan, kendi başına yardım almadan yazılım dillerini öğrenmeye çalışan ve web sitesi kurmanın yollarını bulmaya çalışan biriydim. Okulda tiyatro, dinleti, tören gibi görevlerde kesinlikle görev alır, genellikle teknolojik bir görev olduğunda ilk akıllara gelen ben olurdum.

Teknolojiye olan ilgim yaz sezonlarında çalıştığım mahalle bakkalına barkod sistemi kurmamdan belli oluyordu.

8.Sınıf sene sonu yaklaşmıştı. Ortaokuldan mezun olacaktım. Sinop’un ortasında kervan dondurma vardır bilenler bilir, meşhurdur dondurması. Birgün tam oradan geçiyordum ablamın arkadaşlarından Trabzonda müzik öğretmenliği okuyan aynı zamanda Sinop güzel sanatlar lisesinden mezun olmuş Sevgi ablayı gördüm. Nereden aklıma geldi bilmiyorum ama görür görmez kendisine; “Haftaya güzel sanatlar lisesinin yetenek sınavları varmış beni çalıştırabilirmisin” diye sordum. Sağolsun kendisi hiç kırmadı direkt kabul etti. Bir haftalık bir çalıştırma sonucunda bana güzel sanatlar lisesini kazandırdı. Bu sayede müzik hayatımın ilk temelini atmış oldum. Herhangi bir sorgulama yapmadan ilerisini düşünmeden direkt gözüm kapalı olarak kendimi lise okuyorken buldum. Müziği çok seviyordum evet, ama bir sorun vardı tam anlamıyla mutlu değildim. Aynı zamanda başarı konusunda da bir yerden sonra tıkanıyordum.

            Lise hayatım boyunca müzik okuyor olsam da müzik dışında okuldaki bütün bilişim işleri ile ilgilenerek, konser veya tören olduğunda bu organizasyonlarda müzisyen olarak görev almak yerine, afiş ve programlarını hazırlayarak ortaokuldan gelen bilişim hastalığıma halen devam etmekteydim. Öyle ya da böyle zorda olsa öğretmenlerimin sitemleri ve “Sen yanlış bölümdesin gibi” yakınışları ile liseyi bitirdim.

            Lise sonrası yine hiç sorgulamadan okuduğum liseden kaynaklı müzik öğretmenliğine gitmem gerektiğini hiç sorgulamadan kendime inandırmış ve bunun için hocalarımdan özel ders alarak yetenek sınavlarına hazırlanmıştım.

            Açık söylemek gerekirse hiç beklemediğim bir şekilde (Hiç kimse beklemiyordu.) ilk denememde Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi Müzik Öğretmenliği bölümünün yetenek sınavlarını geçerek okumaya hak kazandım.

            Okula başladım ve üniversitede de yine okul dışında internet cafede çalışarak, yüzme hakemliği yaparak (Hakemliktede bilgisayar işlerindeyim) okuyordum. Okuldaki dersleri okul dışı bilişim işlerinden dolayı aksattığım için hocalarımdan sürekli tepki alıyor, okulda yine bir bilişim görevi olduğunda ilk akıllara gelen ben oluyordum. Okulun sonlarına yaklaşırken anlıyordum ki ben bilişim işlerinde çok daha mutluyum. Daha ilgili olduğum ve sonuna kadar bırakmadan yaptığım tek iş bu idi. Ve sonuç olarak zor da olsa köşeden dönerek üniversiteyi bitirdim. Artık öğretmendim. Yine sorgulamadan yapmam gereken iş belliydi; KPSS ye girmek ve atanmaktı.

            KPSS ye girdim ve atama olana kadar boştaydım. Çalışmadan durabilecek biri değildim. Ya Sinop’ta kalarak farklı sektörlerde çalışmam gerekiyordu. Ya da tek bir şansım vardı; Tekirdağ / Çorlu da iş kurmuş olan kuzenimin yanına çalışmaya gitmekti. Ani bir karar ile temmuzun ortasında çektim gittim Çorlu’ya. Sağolsun benim için abiden farksız olan kuzenim bana evini de işini de sonuna kadar açtı.

Artık beklediğim ve merak ettiğim sektördeydim. İnternet üzerinden satışı da bulunan geliştirilmeye açık bir firmada bilgi işlem birimine bakıyordum. Çok mutluydum, yeni iş ve beklediğim sektör olmasının vermiş olduğu sarhoşluk vardı üzerimde. Öğretmen ataması duyuruldu yeni işin vermiş olduğu sarhoşlukla onu bile reddetmiştim. Yep yeni, bir dolu fikire açık geliştirilmeye hazır bir firma olmasının mutluluğu çok ayrıydı. Aynı zamanda bu firmanın sahibinin kuzenimin olması beni çok daha mutlu ediyordu. Kendim için, ailemden biri için çalışmak daha güçlü hissetiriyordu.

            Günler günleri kovalıyor, yoğunluğun içinde boğulmuş şekilde hızlıca geçiyordu zaman. Yaptığım işten gerçekten büyük zevk alıyordum. İşim artık sevdiğim, ilgi duyduğum işti. Bilişim istikrarlı bir şekilde devam edebileceğim sanırım tek sektördü. Hemen hemen 1 yıl olmuştu devam ediyordum. Şirket için gereken iş yükünü yarıya düşürecek bilişim entegrasyon sistemini büyük bir yatırımı kuzenime kabul ettirerek 6 ayda kurmayı başardım. Benim için çok zor olsa da sağlam tecrübelerle işi tam anlamıyla bitirmiş olmak bana en büyük ödüldü. Çok yorulmuştum ama akşam eve yorgun gitmek bana büyük haz veriyordu.  KPSS sonuçları açıklandı ve atandığımı öğrendiğimde Çorlu dan ayrılmış memleketim Sinop’ta idim.

            Şırnak – Beytüşşebap’a atanmıştım. Hayatımın zorlu bir dönemi daha başlıyordu. Ne ile karşılacağımı bilmeden çıkmıştım bir yola. Beytüşşebap’ın detaylarını farklı bir yazımda sizlerle paylaşacağım.

            Hiç sorgulamadan okumak zorunda kaldığım ve sektör olarak sevsemde iş olarak yaptığımda mutlu olup olmayacağımı bilmediğim mesleğe başlamıştım.

            Yatılı bir okula atanmıştım. Gelir gelmez bir kaosun üzerine gelmiştim, okulda boş olan müdür yardımcısı görevlerine görevlendirilecek öğretmen aranıyordu. Sonuç olarak daha önce çalıştığım firmadan kalan ihale alım işleri ve muhasebe ile ilgili bildiklerime de güvenerek müdür yardımcılığını kabul ettim. Başladığımda çok zevkli gelmişti. İnsanlarla uğraşmak çok zordu ama eve yorgun dönmek çok güzeldi. Gece 11 lere kadar çalışıyor zevkle iş yapıyordum.

            Bir dönemi kapattıktan sonra çeşitli sıkıntılar ve bir takım anlaşmazlıklarından dolayı diğer müdür yardımcısı arkadaşım ile bırakmak zorunda kaldık.

            Gelelim ikinci döneme; hayatımın belkide en sıkılarak geçirdiğim dönemi diyebilirim. Profesyonel anlamda ilk öğretmenlik deneyimimi yaşıyordum. Belki acemiliğiminde vermiş olduğu durumdan kaynaklı çok zorlanıyordum. Ne yaptıysam ne kadar çabaladıysam bir türlü sevemedim. Nedendir bilmiyorum ama hiç mutlu olamadım. Kendimi işe yaramaz ve boş hissettim. Aslına bakarsak maddi anlamda da yoğunluk anlamında da çok daha iyi şartlardaydım. Yorulmadan eve gelebiliyordum. Ama işin özüne gelirsek ne olursa olsun milyarlarıda verseler bu iş benlik bir iş değildi. Eğer oldu da kurumlar arası geçişim söz konusu olsa saniye düşünmezdim sanırım.

            Öyle yada böyle bu dönemide bitirdim. Yeni planlar yapma konusunda fikirler üretmeye başlamıştım bile. Bulunduğum ilçede ailemden birine ticarethane açtırıp onunla ilgilenerek kendime yoğunluk yaratmak istemiştim ama farklı sebeplerden dolayı o da olmadı. Bu sene yeni bir okulda imza sorumluluğundan uzak bir şekilde sevdiğim bildiğim işi yapmak istedim o da bir yerlerde dayım olmadığı için olmadı.

            Velhasıl kelam kendi okuluma döndüğümde pekte hoş bir tablo ile karşılaşmamıştım. Okulumda dersim maaş karşılığını doldurmadığı için en az 3 okula daha gitmem gerekiyordu. Aynı zamanda kendi okulumda erkek öğretmen azlığından kaynaklı zorunlu belletmenlik görevide verilmesi çok yüksek ihtimaldi. Ben daha öğretmenliğe ısınamamışken birde bu durum çok can sıkıcıydı. Öyle oldu böyle oldu yine müdür yardımcılığı teklifi gelince bu durumu kabul etmeye karar verdim. Her ne kadar sonrasında sözlü olarak kabul edilen görevim yazılı olarak kabul edilmese de şimdilik yuvarlanıp gidiyorum bilmiyorum nereye kadar böyle gider ama yinede diyecek çok bir söz yok kokan balığın başları sağolsun…

Şimdi size soruyorum;

Beni öğretmen yaptığı için aileme mi kızmalı ? yoksa neden okuduğumu sorgulayamadığım için bana mı ?

Bilişim bölümü gibi farklı bölümleri kazanmak için bana gerektiği kadar matematiği, tarihi ve edebiyatı sevdiremeyen öğretmenlere mi kızmalı ? Yoksa müziğe başlamama sebep olan şans ve kadere mi ?

Sevdiğim büyük zevkle yaptığım iş için, sorgulamadan okuduğum meslekten vazgeçmeme mi kızmalı yoksa beni bu duruma sürükleyen devletin uyguladığı sınav sistemlerine mi kızmalı ?

Suçlu aradıktan sonra en kolay iştir birilerinin kaçırdığı keçilerden birini tutup günaha bağlamak …

Peki ya ben öğretmen miyim neyim ?

“Sözüm meclisten içeri …”         

“Niye öğretmen oldun olmasaydın o zaman kardeşim diyenleredir ”